29 Ekim 2009 Perşembe

Kış Masalında Kördüğümler Bitmeyecek



Bu akşamki bölümde Masum, Ali Murat'a Esmer benim karım dedi.
Gelecek bölümler daha çetrefilli olacak anlaşılan. Son iki bölümdür Zişan, Ali Murat'a olan ilgisini gizlemiyor. Ali Murat ileriki bölümlerde Masumdan intikam almak için belki Zişan'ın ilgisine karşılık verir ve yakınlaşır.
Ancak bu da yeni sansasyonlar doğurur her iki konakta da. Çünkü, Ali Murat aslında Zişan'ın amcası. Onların yakınlaşmasına engel olmak için bu gerçeği iki gence de söylemeleri gerekir ancak bu Azize'nin çıkarlarına ters düşer. Sanırım bu noktada yeni bir kördüğüm daha atılacak.

Bu Vatan Bizim!




Bu Vatan Bizim!

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim...

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...

Aslında çok şey var yazmak istediğim ama tek yazabildiğim ne yazık ki hüzünle ama yürekten, BU VATAN BİZİM!.. demek

Oyunculuğum Konuşulsun, Başkasına Benzerliğim Değil!


20 yıldır Paris'te yaşayan; 'Kış Masalı'nın yönetmeni Gül Oğuz'un görür görmez "İşte Masum bu" dediği Fırat Çelik: Dizinin masalsı yönünü çok sevdim. Oyunculuğumla anılmak, bu işten alnımın akıyla çıkmak istiyorum
Kış Masalı' adlı dizide 'Masum' karakterini canlandıran Fırat Çelik, hem oyunculuğu hem de ABD'li oyuncu Matthew McConaughey'e olan benzerliğiyle çok konuşuluyor. 20 yıldır Fransa'da yaşayan Çelik, altı ay önce, rol aldığı 'Hoşgeldiniz' filminin, İstanbul Film Festivali'nin açılış filmi olması nedeniyle, tam 15 yıldır gelmediği memleketine gelmiş. Dizinin yönetmeni Gül Oğuz'la da bu festival sayesinde tanışmış. Karşısında Çelik'i gören Oğuz, "İşte aradığım Masum bu" deyince, yakışıklı oyuncu kısa bir süre sonra kendini 'Kış Masalı'nın Bursa'daki setinde bulmuş... İşte Çelik'in Fransa'dan Türkiye'ye uzanan oyunculuk macerası...

BARMENLİK YAPMIŞ
Oyunculuktan önce Paris'te nasıl bir hayatınız vardı?
Bir süre konservatuvarda eğitim aldım. Ama hemen oyuncu olamadım. Başka meslekler yaptım. Çünkü Avrupa'da oyuncu olmak çok zor. Türk olmaktan kaynaklanan sıkıntılar yaşadım. Ayrıca orada çok yakışıklı ya da çok güzel olmanız bir şey ifade etmiyor. Ama sonunda kendimi kabul ettirdim.
İnşaat işçiliği ve barmenlik yaptığınızı okumuştum...
Evet! Bu İbrahim Tatlıses'in kariyeri gibi oldu; inşaattan sahnelere... Tabii ki öyle değil ama para kazanmak için ben de her oyuncu gibi ek işler yaptım.
Peki oyunculuğa geçiş sürecinizden biraz bahseder misiniz?
Bir gün oturduğum semtte, yönetmen Thierry Harcourher'la karşılaştık. Oyuncu olduğumu söyleyince "Bir projem var, sen uygun olabilirsin ama oyunculuğunu bilmediğim için biraz beraber çalışalım. Önce kendini iyi tanı, sonra sana verdiğimiz karakteri canlandır" dedi. Ben bu adamla bir yıl boyunca, her gün kendi üzerimde çalıştım. Kendimi tanıdıktan sonra oyunculuk benim için aşka dönüştü.
'Hoşgeldiniz' filminin İstanbul Film Festivali'nin açılış filmi olması nedeniyle İstanbul'a geldiniz.... Sonra da 'Kış Masalı' dizisine dahil oldunuz.
Kuş gibiyim, proje sağlam olursa başka bir ülkeye de gidebilirim. 'Gidip ülkemde de çalışayım, bakalım neler oluyor?' dedim. Yıllar sonra kendimi plansız şekilde burada buldum. Nereden nereye.
Yönetmen Oğuz sizin için "İşte Masum" demiş. Siz senaryoyu okuduğunuzda ne düşündünüz?
Çok beğendim karakteri... Daha ilk bölümün senaryosunu okurken, ikinci bölümü merak etmeye başladım. Masalları severim, bu dizinin de masalsı yanı var.
Nasıl bir adam peki 'Masum'?
Yurtdışında okuyup memleketine dönmüş; akıllı, dürüst, saf, aynı zamanda deli bir adam...

MASUM BEY ÇOK İYİSİNİZ!
Altı ay öncesine kadar kimse sizi tanımıyordu. Ya şimdi?
Bir hayran kitlesi oluştu, sağ olsunlar. Yolda "Masum Bey çok iyisiniz" gibi yorumlar geliyor.
Fırat değil Masum Bey yani...
Evet, ama bu çok güzel bir duygu. Beğenildiğini hissetmek, birinin size 'Masum' diye seslenmesi muhteşem! Fransa'da tepkiler sakindir. Ufaktan bir 'bravo' derler ve çok göze çarpmazsınız. Burada insanlar daha samimi, gelip sarılıyorlar.
Matthew McConaughey'e benzerliğiniz de çok konuşuluyor.
Bu muhabbeti sevmiyorum. Bu benzerlikten ziyade oyunculuğumla ilgili soruların sorulmasını tercih ederim. Ya da 'McConaughey'e benzerliğiyle dikkat çeken' gibi sözlere gerek yok. Benzetsinler ama oyunculuğumla anılmak isterim.

DİLİMİ DÜZELTEBİLMEK İÇİN ÜÇ AY TÜRKÇE ÇALIŞTIM!
Altı ay öncesine kadar Türkçeniz nasıldı?
Türkçem aslında çok kötüydü. Gül Oğuz'la konuşup anlaştıktan sonra, üç ay Türkçe çalıştım ve Gül Hanım'ın karşısına çıktım. Bana "Karşımda başka biri var" dedi.
Paris'i özlediniz mi?
Tabii ki; orada evim var, arkadaşlarım var. Hayatım orada ama buradaki insanlar Fransa'yı aratmadı. Bana abla-kardeş olduyar. Hepsiyle çok iyi anlaşıyorum. O yüzden çok mutluyum.
Ya aşk ve evlilik?
Evlilik için daha erken... 28 yaşındayım, daha yaşanacak şeyler var. Bir de bu meslek zor. Her gün başka bir yerdesin. Ama bir gün karşıma biri çıkarsa, kalbim çarparsa beklemem, evlenirim. Kısmet bu iş. Ama aşık olmak çok güzel!
En son ne zaman aşık oldunuz?
Üç sene oldu. Yaşadığımız çok güzel bir aşktı.
Peki kariyer olarak nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz?
Tabii önce 'Kış Masalı' var. Bu işten alnımın akıyla çıkmak istiyorum. İlerisi için de Türkiye'de bir film çekmek istiyorum. Çünkü Türk Sineması'nı çok seviyorum. Burada anlatılacak çok şey var ama maalesef destek yok. Herkes kendi çabasıyla bir şeyler yapmaya çalışıyor. Karşıma iyi bir proje çıkarsa, severek oynarım...

ALİ MURAT, ESMER'İN İZİNİ SÜRÜYOR!
'Kış Masalı'nın bu akşamki yeni bölümünde: Dilber beklenmedik şekilde Esmer'e kol kanat germiş, Esmer yavaş da olsa yaralarını sarmaya başlamıştır. Masum; Esmer'in, kendi çatıları altına sığınmasından sonra rahatlamış, onun yaralı kalbini tamir etmenin yollarını aramaktadır. Ali Murat ise 'Esmer evlendi başka şehre yerleşti' yalanına inanmak istememekte, adım adım Esmer'in izini sürmektedir. ATV 22.20

27 Ekim 2009 Salı

Kış Masalı Dizi Müziği Şarkı Sözleri ve Klibi



Hangi Ara Düşürmüşüm Eyvah!
Bir Baktım Delikanım Yerde…
Ardından Bakıp çekerken Ah…!
Bir yılan zehrindeymiş deva derde.
Akşam indi Gözlerime…
Dağ Rüzgarları gibi Esmer…
Kekik kokulu siyah perçemine
sürdüm yüzümü gülümsedi keder

Yaralı Ceylanım, Kırılgan Dalım…
Boyun eymezim yabanımi isyankarım…
Nefesin Kesik Kesik, nefesimde…
Bir Kızıl Gonca ıslak dudakların
Kayısı tadı fışkıran teninde
Tutuşur elim sedef teninde
Uyandım koynunda ilk gençliğime
ele geçmezim, kekliğim, kısrağım.

Söz: Sezen Aksu
Beste: Sezen Aksu - Mithatcan Özer


Erkan Güleryüz - Ceylan (Kış Masalı Şarkısı)

26 Ekim 2009 Pazartesi

Kış Masalı Hangi Günler Yayınlanıyor ?


Kış Masalı, dizisinin günleri değiştirildi. Belki benim gibi sizde dizinin bir bölümünü kaçırmışsınızdır. Bilginiz olsun diye yazmak istedim.
Bundan sonra her PERŞEMBE
Saat: 22:20'da
Kış Masalı ATV'de...
İyi Seyirler ;)

Oyuncuların Kış Masalındaki İsimleri



Cemal Hünal > Ali Murat Elbeyli

Duygu Yetiş > Esmer

Fırat Çelik Dizideki adı > Masum

Zeyno Üstünışık > Hediye

Menderes Samancılar > Mamuk

Birce Akalay > Zişan

Nursel Köse > Dilber

Kış Masalının Jenerik Müziği Kime Ait

Daha dizi başlamadan müzikleri her yerde duyulmaya başlamıştı. Gerçekten çok sevildi müziklerde dizi kadar.
Müzikleri kimin yaptığını merak edeceğinizi düşünerek buraya yazmak istedim.
Yazmamakta saygısızlık olur zaten. Dizinin izlenmesini önemli ölçüde etkiler müzik.
Hatta bazen hiç sevmediğiniz bi diziye bile tahammül edebilirsiniz müziği için.
Ama parantez içinde söylemeliyim dizi de en az müzikler kadar güzel ;)

Can Hatipoğlu ve Murat Tunalı'ya aitmiş müzikler. Sıla'nın jenerik müziğini de yapanlar aynı kişilermiş.

Ali Muratın sözleri de var eşliğinde.. Tamamı müzik olanı yerine bunu eklemek istedim. Cemal Hünal'ın sesi de olunca daha güzel olur gibi geldi :D


İlgili aramalar: tv - kış masalı atv -  kış masalı -   izle -   jenerik -   dizi -   atv


Ama sadece jeneriği dinlemek isteyenler için alta ekliyorum orjinal müziği ;)




Vee başka linkte yayınladım ama buraya da eklemek istedim dizi müziğini de
O da en az bunun kadar güzel çünkü,
Belki dinlemek istersiniz sizde;

Söz/Müzik: Sezen Aksu ve Oğlu Mithatcan ;)
Seslendiren: Erkan Güleryüz


Birce Akalay Resimleri








Birce Akalay Kimdir?




Birce Akalay Biyografi

Dizinin güzellerinden Birce Akalay ;)
2004 yılında türkiye 3. sü olmuş tescilli bir güzel hemde...
1984, İstanbul Doğumlu
1.78 Boyunda, 38 Beden
Saç: Kahverengi Göz: Yeşil
(Gözleri gerçekten çok güzel lens olup olmadığını merak ediyodum ama araştırınca gördüm ki kendi gözleriymiş :)
Eğitim Durumu:
Haliç Üniversitesi Konservatuarı Tiyaro Bölümü 3. Sınıf Öğrencisi
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramatğrji Bölümü (2003-2006)
Pera Güzel Sanatlar Lisesi Tiyatro Bölümü Mezunu
13 Sene MEB bağlı özel bir kursta bale eğitimi.

Filmler:
Nefes - 2007
Son Ders - 2007

Spor Programı:
8. Etap (Sunucu) TV8 - 2006
Şampiyonlar Ligi Özel Spor Programı (Sunucu) Star TV - 2005
Spor Gecesi (Sunucu) Star TV - 2004-2006


TV Dizileri:
Asi (Konuk Oyuncu) 2008
Senin Uğruna (Özlem) 2007
Kader (Lamia) 2007
Alayına İsyan (Sevtap) 2009
Sizi Seviyorum Dizisinde Emre Altuğ ile Başrol ;)
Kış Masalı (Zişan) 2009

25 Ekim 2009 Pazar

Kış Masalı 6. Bölüm Hakkında


Bu bölüm bi çok izleyici gibi benimde içimi acıttı.Hem oğluna hem kızına hem gelinine herkese yalan söylemesi ve hiç vijdan azabı çekmemesi.
Bebeğini kaybettiğini sanan bi anneye el kaldırabilmesi..
Bebeklerini kaybeden ailenin de bebeklerinin ne olduğu hakkında bilgi almaya yas tutmaya hakları var..
Ama ne yazık ki olağan dışı şeyler de değil.
Gerçektende bebeği kaçırılan aileler var onları düşündüm ve yine içim acıdı :(
Umarım Esmer bi an önce bebeğinin yaşadığını öğrenir..
Çünkü aklım hep ne zaman nasıl öğrenecek sorusuna takılı...

23 Ekim 2009 Cuma

Kış Masalı 6. Bölüm İzle



Yönetmenliğini Gül Oğuz’un yaptığı, senaryosunu Mahinur Ergun’un yazdığı, KIŞ MASALI, heyecan ve merakla beklenen altıncı bölümüyle 22 Ekim Perşembe akşamı saat 22.20 de ATV ekranlarında izleyenleriyle buluşuyor.

Başrollerini Cemal Hünal, Duygu Yetiş ve Fırat Çelik’in paylaştığı KIŞ MASALI’nın altıncı bölümünde:

Esmer’in izini kaybeden Ali Murat karısı Hediye’ye endişe edecek bir şey olmadığını, üç çocuklarıyla birlikte konakta düzenleri bozulmadan hayatlarını sürdüreceklerini söyler.

Öte yandan babasının ölümü ve abisinin sakat kalmasıyla sonuçlanan kaza sonrası ailenin tüm sorumluluğu üzerine kalan Masum aklından Esmer’i bir türlü çıkaramamakta ancak Reyhan ve Mamuk’un engellemeleri nedeniyle bir türlü Esmer’e ulaşamamaktadır.

Masum’un Esmer’in peşinde dolaştığını öğrenen Azize Ali Murat ile Masum’un artık kaçınılmaz hale gelen kapışmalarını önleyebilmek için Kudret’e yıllardır sakladığı büyük sırrını açıklamak zorunda kalır. Ali Murat’ın iki bebesi iki ayrı kadının karnında büyürken Azize yaptığı akla zarar planlarını adım adım uygulamaya devam etmektedir. Artık Esmer için sığınabileceği tek bir güvenli liman kalmıştır.

22 Ekim 2009 Perşembe

Kış Masalı Setinde Aşk ;)


Çekimleri Bursada gerçekleştirilen Kış Masalı adlı dizide yeni bir aşk doğdu. Fransa’dan Türkiye’ye yeni gelen ve dünyaca ünlü yıldız Matt hew McConaughey’ye benzerliğiyle dikkat çeken Fırat Çelik’le, dizide kız kardeşini canlandıran, 2004 Türkiye üçüncü güzeli Birce Akalay, aşk yaşıyor. Önceki gün Nişantaşı’nda bir pizzacıda birlikte yemek yiyen ikili çıkışta HT Magazin
objektiflerine el ele yakalandı.
''İLİŞKİMİZ DAHA YENİ BAŞLADI''
Görüntülendiklerini fark edince ikili kısa bir şaşkınlık yaşadı. Birce Akalay, önce sevgilisinin elini bırakmak istedi fakat sonra vazgeçti. İlişkilerinin çok yeni olduğunu söyleyen Akalay, “Ben aşk hayatımla değil, oyunculuğumla ön plana çıkmak istiyorum” dedi. Fransa’dan yeni geldiği için Türkçesi pek
iyi olmayan Fırat Çelik ise sessiz kaldı. Çiçeği burnunda sevgililer daha sonra gözden kayboldu.

Duygu Yetiş Kimle Görüntülendi


Show TV'deki 'Ezel'in yıldızı Kenan İmirzalıoğlu, Zeynep Beşerler ile 4 yıldır aşk yaşıyor.

Kenan İmirzalıoğlu, Kanal D'deki 'Bir Kış Masalı'nın 'Esmer'i Duygu Yetiş ile Cihangir'de bir kafede önceki akşam arkadaşlarıyla sohbet ederken objektiflere takıldı.

Kenan İmirzalıoğlu flaşları fark edince rahatsız oldu ve "Duygu ile ben arkadaşız" dedi. Zeynep Beşerler geçenlerde, Kenan İmirzalıoğlu'nu çok kıskandığını itiraf etmişti.

Ali Murat Esmeri Bulsun :(



Gelecek bölümde Ali Murat artık Esmer'i bulsun...
Kendi çalışanının sevdiği kıza göz dikmesi hemde hamileyken,
Annesinin, hem Ali Murat'ı hem Esmer'i kandırması.
Güvenilir olduğunu sandığı herşeyin bi oyun oluşu çok kötü
Bi zamanlar annesi'de Kudret'e duyduğu büyük aşkla aynı konumu yaşamış hissetmiş ve buna rağmen oğlunu anlamıyor oldukça katı. Bi annenin oğlunun durumunu anlamaması yada anlamak istememesi kötü...

19 Ekim 2009 Pazartesi

Aklıma Takılanlar


İzlediğim hemen her dizi de var bu.
Hatta isimlerini de yazayım
Fox TV'deki ''Arka Sıradakiler'' mesela...
Oyuncuların hepsi olgun hanımlar beyler...

Mesela; Oktay Karakteri 1974 doğumlu ama 17 yaşında liseli bi genci oynuyor..
Gamze Karakteri 1985 doğumlu 17 yaşındaki kızı oynuyor..

Hanımın Çiftliği; Özgü Namal 1978 Doğumlu ama 17 yaşında bi kızı oynuyor..

Kış Masalında da var aynı durum. Esmer 17 yaşındaki kızı oynuyor ama aslında 1984 doğumlu

Kimseye kötü oynuyor demiyorum. Evet iyi oyuncular bir çoğu.
Ama inandırıcı değil.
Yüzlerinde 15-17 yaşlarındaki genç kızların masumiyeti yok.
Mimiklerini kullandıkları anda alınlarında yılların birikimi olan kırışıklar...
Gözlerinin kenarlarındaki kazayağı onca bakıma rağmen kendini gizleyememiş
Ama neden?
Hiç mi yok o yaşlarda oynayabilecek kimse?
Hadi diyelim yok o zaman yaşlarını niye o kadar ufak yazıyolar?
Bu oyuncular da hiç demiyor mu acaba ''Ben o yaşta göstermiyorum ki?'' diye
Bilmiyorum, belki de onlara da bi motivasyon oluyodur genç gösterdikleri fikri ve hemen evet ben bu role uygunum diyolardır.
Ama hiç o yaştaki birinin ruhunu katamıyolar bu böyle biline!
Ve birde şu var hala ve hala ısrarla devam eden bi anlamsızlık
Genç hanımlar hasta oluyolar gecelerce sokakta yatıyolar kavga ediyolar kimi zaman
Ama nasıl oluyosa Eyelinerlarında ufak bi silinme bile olmuyor
Makyajları hep yeni gibi
Kış Masalı Dizisinde Esmerin konuşmaları da hiç 17 yaşında bi kızın söyleyebileceği türden değil.
Çifte kılıç bi kına girmez Elbeyli! (miş... ve daha ne sözler söylüyor her bölümde... Bu tarz heybetli lafları hangi küçük kız bilir ki? *)
Hanımın Çiftliğinde Özgü Namal ise Nişanlı adayına ''Atın Yerine Eşşeği Bağlamam Ben!'' diyor! Çoğu orta yaştaki kadının bile bilmeyeceği türden laflar..
Ama bu dönemde böyle mantık kargaşası neden yapılır?
Akıllarına gelmemiş olma ihtimali var mıdır? Hayır yok! Tabii ki yok.
Yıllarca türk dizi ve filmleri bu yüzden eleştirildi
Yabancı filmlerdeki gerçekçilik yok diye
Ama değişen bir şey var mı? Yok!
Ne zamana kadar?
Birlikte görücez. (Belki ömrümüz yeterse? *)

Not:
Alıntı değildir.

Kış Masalı Dizisi Çekimleri Nerede Yapılıyor?


Kış Masalı Dizisi Çekimleri Bursa’nın Cumalıkızık köyünde çekiliyor
Kış Masalı’nın çekimleri Bursa’nın farklı mekanlarında tüm hızıyla sürüyor. Yaklaşık 70 kişinin büyük bir titizlikle çalıştığı set, önceki gün Cumalıkızık’ta kuruldu. Film ekibi bir sonraki gün ilk bölümün yayına girecek olmasından dolayı hayli heyecanlıydı.

Bursa’dan büyük destek
Uygulayıcı yapımcı Esra Songün ise, Bursa’dan büyük bir destek aldıklarını söylerken, ” Bursa aradığımız görsellikleri bize fazlasıyla sunan bir yer. Diziyi seyrettiğinizde sizin bildiğiniz Bursa’yla bizim sunduğumuz Bursa çok farklı olacak. 7 gün 24 saat çalışıyoruz. Çekimler o kadar yoğun ki İstanbul’a daha hiç gidemedik. Bursa’da iyi insanlar ve iyi mekanlarla tanıştık. Dizi tamamen Bursa’da çekilecek. Bursa’nın dağını, denizini, şehir merkezini her şeyini kullanıyoruz. İyi bir iş yapmaya çalışıyoruz ve iyi bir proje olduğunu düşünüyoruz. Bizim hedefimiz işin iki yıl sürmesi. Ama ne yaparsanız yapın sonucu reytingler belirliyor. Biz inanıyoruz ki gayet iyi bir iş çıkarıyoruz” diye konuştu. Hikayenin çok çok hızlı bir şekilde hayata geçirildiğini belirten Esra Songün, Cemal Hünal’ın tercih edilmesinin ne atları çok iyi biliyor olması ne de popülerliği nedeniyle değil, bu hikayedeki Ali Murat karakteriyle çok örtüştüğü için tercih edildiğini vurguladı.

At tutkununa layık ‘Siyat’

Cemal Hünal “Kış Masalı”nın çekimlerinde, Bursa’daki bir çiftlikten kiralanan çok özel bir ata biniyor. Hollandalı “Friesian” cinsi bu atların özelliği askeri birliklerce top arabalarını çekmek için kullanılması… Yakışıklı oyuncu 4 yaşındaki “Siyat” adlı at ile ilk andan itibaren aralarında büyük bir elektrik oluştuğunu, Siyat’ın set ortamında hayli uysal olduğunu söyledi.

18 Ekim 2009 Pazar

Ali Murat Elbeyli


Türkiye’de 2 milyon 800 bin, yurtdışında ise 200 bin kişi tarafından izlenen Çağan Irmak’ın “Issız Adam” filminin başrol oyuncusu Cemal Hünal, bu sezon cuma akşamları sevenlerini şaşırtacak yeni bir tiplemeyle ekranda olacak.
Cemal Hünal, “Issız Adam” filminin yapım şirketi Most Production’ın ATV için çektiği “Kış Masalı”nda, bu kez toprak zengini, evli, çoluk çocuk sahibi bir işadamı olarak kamera karşısında.

2008 yılına damgasını vuran filmde “aşk”la yalnızlık arasındaki tercihini yalnızlıktan yana kullanan bir tipi canlandıran Hünal, “Kış Masalı”nda ise eşiyle, aşkı arasında tercih yapmak zorunda kalacak.
Cemal Hünal’ın “Kış Masalı”nda canlandırdığı “Ali Murat Elbeyli” eşini değil, hayatını borçlu olduğu yeni aşkını tercih edecek, yani “aşk” diyecek.

“Issız Adam”da aşçılıktaki hünerlerini sergileyen Hünal, “Kış Masalı”nda izleyicilere, nasıl bir binici olduğunu gösterecek.
“Kış Masalı” Cemal Hünal ve Duygu Yetiş’in başrol oyunculuğu yaptıkları ilk dizi... Diğer başrol oyuncusu Fırat Çelik de Fransa’dan geldi, Türkiye’de yeni... Onların anlatacağı “Kış Masalı” bakalım seyirciye geçecek mi?

Esmer Kış Masalı



Doğum Yeri : İstanbul
Doğum Tarihi : 1984

Duygu yetiş 6 yıldır ekranlarda... Tatlı Hayat, Evli ve Çocuklu, Yağmur Zamanı ve Annem dizisinde rol aldı. Bu arada reklamlarda da rol aldı.Şimdi ise Kış Masalı dizisiyle ekranlarda...

Kış Masalı 7. Bölüm İzle


Kış masalı 7. Bölüm

Kış Masalı 5. Bölüm İzle

Bu bendeki Cemal Hünal Hayranlığı


Hangi karakteri canlandırsa, öyle oturuyo ki, işte bu! diyorum.
Hiç bi karakter üzerinde eğreti değil, bi şekilde katışıyor her role.
Hiç bana hitap etmeyen bi dizide (ASİ) oynadığında bile, sırf O var diye izledim :)
Öyle abartısız, öyle sıradan ama öyle etkileyici bi adam bu ıssız(!) adam ;)
İlk bakışta sıradan bi adam gibi... Öyle acayip yakışıklı filan da değil.
Ama bir bütün olarak baktığında etkileyici bir yüzü var, insanı kilitleyen...
Şimdi Kış Masalında Elbeyli karakteriyle ekranlarda;
Bu kez tutkulu bi adam. Yine izlenesi bir adam ;)


Yazan: Ben! :)

Kış Masalı Oyuncuları



Cemal Hünal Duygu Yetiş Fırat Çelik

Cemal Hünal Hakkında



“Issız Adam” filminin Alper’i Cemal Hünal, ilginç açıklamalarda bulundu.
Cemal Hünal, “Issız Adam”daki Alper rolüyle geçtiğimiz yazın en çok konuşulan isimlerinden biriydi. Bir anda şöhret olan genç oyuncu, Time Out dergisine verdiği röportajda, sokakta gördüğü ilgiden kimi zaman rahatsız olduğunu itiraf etti: “Bazen gerçekten konuşmak istemeyebiliyorum, çünkü genel yaklaşım çok kaba oluyor. Gelip ‘Kızımla konuş’ diye telefonunu uzatan anneler bile var.”



Antakya’da yaşam nasıl?
- “Asi” dizisinin çekimleri devam ettiği sürece Antakya’da olacağım. Çok memnunum orada yaşamaktan. Evim köyün arkasında, onun için ses kirliliği yok. Telefon çekiyor ama internetim yok, ihtiyaç da duymuyorum. Genel olarak uğraştığım şeyler çok gerçek. ıki köpek, iki atın bakımı ve bekar bir erkek olarak evin ihtiyaçları, temizliği.



Gününüz nasıl geçiyor?
- Sabah kalkıyorum, köpeklere mama ver, atlara yem ver, ahırı temizle, atlardan birini çalıştır falan, saat 9 oluyor. Kahvaltı edip şehre iniyorum, genellikle çekim oluyor. Çekime gidiyorum. Haftanın 1-2 günü ıstanbul’a geliyorum ailemi, arkadaşlarımı görmek için. Evi ısıtmak için her gün odun hazır etmek gerekiyor. Sobayla ısınıyorum, çok enteresan bir rutin. Bu şekilde yaşamak beni çok tatmin ediyor.



Amerika’da oyunculuk yaptığınızı biliyoruz. Ama burada birkaç sene öncesine kadar gözükmüyordunuz...
- Türkiye’ye döndüğümde oyunculuk yapmayı düşünmedim. Los Angeles’ta çok yoğun bir şekilde tiyatro eğitimi alıyordum. Profesyonel bir yaklaşım, ciddi baskılar altında çalışmak çok büyük bir zevkti. Buraya geldiğimde televizyon ve sinemaya baktığımda “Becerebileceğimi sanmıyorum” diye düşündüm. Bir rol içinde sivrildiğinde ne projeye ne de rol arkadaşına yardımcı oluyorsun. Ben klasik bir eğitim almış olduğum için ayak uyduramam gibi geldi. Bir de Türkçem geldiğimde son derece bozuktu. Bunların hepsi bende oyunculuk konusunda ciddi bir çekingenliğin oluşmasına yol açtı. Birkaç ajanstan atıldım zaten. Görüşmelere gidip “Ben tuvalete gidiyorum” falan diyerek kaçtığım da oluyordu.



Sonra nasıl kandırıldınız?
- “Ulak” filmine bir atçı arıyorlardı. Yetkin Dikinciler’in dublörlüğünü yaptım. Çağan’la tanıştım, at çok iyiydi ve her şey çok iyi gitti. ılk defa sinemadaki teaser’da sonucu gördüğüm zaman benim oyunculukla ilgili tüm hayallerim gerçekleşmişti. At üstünde, kostümlü, 35 mm, beyazperde... “Tamam” dedim, “bunu da yaptım, bitti.” Sonra bir anda dublörken, ulak rolünü teklif etti. O set tecrübesi müthiş bir şeydi. 25 gün sette yaşadım, atları götürüp getirdim. Oradaki evlerden birini istila ettim falan. Böylece Çağan’la çalışmaya başladık. Dublörlük için gelen birine rol teklif etmek de çok büyük bir cesaret. İstediğini yapabileceğimden çok emin olarak beni seçmiş olmasının rahatlığıyla sete girmek başka bir şey zaten.



At merakınız nereden geliyor?
- Çocukluktan beri merakım vardı ama genel olarak ben binicilik kulüplerini sevmiyorum. Yaklaşımlarını, atları çalıştırma şekillerini sevmiyorum. Ama kulüpte gidip binmeyeceksen çok da fazla binebileceğin bir yer yok. Dolayısıyla daha önce fırsatım olmamıştı. Yalova’da bir orman köyüne gittim. Baktım herkesin atı var, oradan bir at aldım kendime. Sonra iki sene boyunca oraya gidip geldim. Ve doğadaydım. Her şeyi kendi başıma öğrenmek zorunda kaldım. Tımar nasıl yapılır? ıki tekme yiyorsun. Nasıl yapılmayacağını anlıyorsun. Sonra bu virüsü bir kaptığın zaman öyle devam ediyor.



Herkes sizi farklı birine benzetiyor. Siz kendinizi kime benzetiyorsunuz?
- Aslında hiç böyle düşünmemiştim. Yeni bir oyuncu olarak tanıdık çağrışımlar bırakmak hem iyi hem de kötü bir şey. Benzettikleri isimler genel olarak bir yaklaşımla, bir vücut lisanıyla birleştiği için güzel bir şey. Bir yandan da daha kendi benliğimde bulamadığım şeyleri belki onlar fark ediyor. O da korkutucu.



Biraz yabaniyim



“Issız Adam”ın etkileri ne boyutta? Sokakta görünce sizi tokatlamak isteyen kadınlar çıkıyor mu? Yoksa üzerinize mi atlıyorlar?
- Kendi halinde biriyim. Kalabalık ortamları sevmiyorum. O yüzden benim için tuhaf ve çok rahatsız edici bir şey. Bazen gerçekten konuşmak istemeyebiliyorum, çünkü genel yaklaşım çok kaba oluyor. ınsanlar haklılar aslında, kendilerinde bir şey isteme hakkı buluyorlar. Gelip “Kızımla konuş” diye telefonunu uzatan anneler var. En son istediğim şey karşımdaki insanı hayal kırıklığına uğratmak. Ama biraz yabanilik, utangaçlık da var bende. ınsanlar resim çektirmek istediğinde biraz tuhaf oluyorum.



Şikayetçi misiniz yani bu durumdan?
- Hayır, kesinlikle... Zaten benim huzursuzluğum kendi çekingenliğimden kaynaklanıyor. Çocuklar tarafından heyecanla karşılanmak çok besleyici oluyor.



“Issız Adam”daki seks sahnelerini bir izleyici olarak değerlendirebilir misiniz?
- İzleyici perspektifi bende kör. ızleyici tarafından neye benzediğimi bilmiyorum.



Kendimden uzak rolleri canlandırmak istiyorum



“Issız Adam”da Çağan Irmak, sizden esinlenerek mi yarattı Alper karakterini?
- Hayır, benden önce oluşturduğu bir karakter. Mümkün olduğu kadar kendimden uzak ve farklı rolleri canlandırmak istiyorum ki Alper de bana yakın bir karakter değil zaten. Genel dünya görüşü, dışarıya, insanlara, kendine bakışı, aile ilişkilerine, ikili ilişkilere yaklaşımı çok farklı.



Filmdeki diyalogları çok doğal, spontane bulanlar da var, hiç beğenmeyip filmin içine giremediklerini söyleyenler de. Siz eleştirilere nasıl bakıyorsunuz?
- Ben pek gazete okumam ama film hakkındaki eleştiriler olumlu, olumsuz bana da geliyor. Performansım ve diksiyonumla alakalı çok yerinde söylenen şeyler var. Benim kendimi eleştirdiğim yerler de var. Ama çok beğenildi de bir taraftan. Benim için bu hikaye kendi içinde tamamlanan bir hikaye ve kendi anlatım lisanı var

Ata Binmeyi Sevişmeye Tercih Ederim!


Issız Adam, son zamanlarda gördüğüm en etkileyici film. Başrol oyuncusu Cemal Hünal da son zamanlarda tanıdığım en etkileyici adam. Aman Allah’ım ayıldım bayıldım bu röportajı yaparken ben ona!
Oyunculuğu kadar kişiliğinden de etkilendim, beyninin çalışma biçiminden, kendini ifade etme halinden, doğaya olan düşkünlüğünden. Bir kere kimselere benzemiyor, Allah’ın unuttuğu bir yerde 2 at, üç kedi, 4 köpek yaşıyor. Ahırı kendi elleriyle yapmış, atlarını bir güzel oraya yerleştirmiş, İstanbul’a geliyor işlerini hallediyor, sonra vınnnn köyüne. Aile hikayesi de, aile bireylerinin birbiriyle ilişkisi de süper. Erkek kardeş çizgi film yapıyor, anne tasarımcı ve iç mimar, baba yarış için yelkenli tekne tasarlıyor. Cemal Hünal da İngiltere’de tasarım, Amerika’da oyunculuk okumuş. Aynı zamanda aşçı. Tam Zazie’yi açıyor ve kendini lokantasına verecek; kader ağlarını örüyor, önce Ulak filminde rol alıyor, derken Antakya’da çekilen Asi dizisi başlıyor, son olarak da Çağan Irmak’ın Issız Adam’ında bizi kendisine aşık ediyor. Antakya’daki köy evini, atlarını, ahırını bu kadar çok anlatan birini, evet haklısınız orada görüntülemek gerekirdi, sizin için bunu da yaptık. Leonard Cohen gibi sesi var ve çok güzel şarkı söylüyor, ama henüz şarkıları bir CD olarak veremiyoruz. Kim bilir belki bir gün onu da yaparız...
Olay filmin olay başrol oyuncusu! Sizi tanıyabilir miyiz?
-Çocukluğum Maçka’da, dedemin yaptığı ve kendi adını verdiği bir apartmanda geçti, Cemal Hünal Apartmanı’nda. İnsanın kendisiyle aynı adı taşıyan bir apartmanda büyümesi eğlenceli oluyor. Fırlama bir çocuktum. Öyle böyle değil, gerçek bir piç. Okuldan atılmasına hep ramak kalan, her an kafası muzurluğa çalışan...
Anne- baba nasıl tipler?
- Baba tam bir Rönesans adamı. Klasik gitar çalar. Güzel şarkı söyler. Çok iyi yağlıboya yapar. Aynı zamanda doğa adamı. Himalaya’ya tırmandı. Everest Kamp 7’ye kadar çıkmışlığı var. Çok iyi yelkenci. Yarış için yelkenli tekne tasarlar. Alman Liseli. İktisat okumuştur. Bir zamanlar Türkiye’nin en büyük tekstilcilerinden biriydi. Her şeyi bilen adam. Yemekten anlar, şaraptan anlar. İyi yemek yapar.
Nasıl oluyor tüm bunlar?
-Oluyor valla, meraklı ve sürekli kendini eğitmeye devam ediyor.
Siniri bozulur mu insanın böyle bir babayla?
-Aksine, müthiş teşvik edici bir şey.
Anne?
-İç mimar, tasarımcı. Burayı (Zazie’yi) annem yaptı mesela. Sonradan çalışmaya başladı, ama acayip başarılı oldu. Rafine zevkleri olan bir kadındır. Andrew Martin, review olarak çıkardığı bir kitapta anneme 6 sayfa yer ayırdı.
Neden sizce?
- Çünkü yaptığı şeyler kimseninkine benzemiyor, çok orijinal.
Erkek kardeş?
- Kerem dört yaş küçük benden, çizgi film yapıyor, bir yeniçeriyle samurayın hikayesini konu alan uzun metraj bir film yazdı, çizdi, çekti. Japonlar görünce çıldırmış, sponsor arıyor da. Japon İmparatoru’nun Abdülmecid’e hediye ettiği, şu an Topkapı Sarayı’da olan kılıcın etrafında dönen bir hikaye. Kardeşim yaptı diye söylemiyorum ama şahane.
Tek tek sizin aile fertleri de! Neredeyse herkes sanatçı...
- Evet biraz öyle.
Siz Saint Benoit’da okumuşsunuz...
- Lise 2’ye kadar, sonra İskoçya’ya gittim. Prens Charles’ın okuluna yolladılar beni: Gordonstoun. Hani biraz adam olsun, disiplin öğrensin diye. Çok haylazdım çünkü.
Ne demek haylaz? Ne kadar haylaz?
- Benim koridorumdaki bütün sınıfların kilitlerini sabote etmiştim bir keresinde. Hepsine kibrit çöpleri soktum, kapıları açamadılar. Bir kere kara tahtayı beyaza boyadım, yağlı boyayla.
Neden?
- İlginç geldi yapmak.
Yalnız, ayrık otu bir çocuk mu?
- Evet evet. Hiçbir grubun üyesi değildim. Anarşisttim ve yalnız takılırdım. İskoçya’da da lakabım TT idi. Turkish Terminator. Peki bütün bu serseriliğin, fırlamalığın sebebi ne?
- Ben çocukken hareket edemezmişim. Ağır bir astımım vardı. 7 metre koştuğum zaman beni oksijen odasına kaldırıyorlardı. Ben de fiziksel olarak enerjimi sporla atabilmem mümkün olmadığı için her türlü piçliği yapıyordum. Ama sonra astımı yenmeyi başardım. Üstelik ilaç kullanmadan. Lise bitince de İngiltere’de tasarım okumaya karar verdim ve Londra’da yaşamaya başladım. Sonra da Los Angeles’a gittim, oyunculuk okudum. Galiba doğada çok daha mutlu olduğumu o yıllarda fark ettim.
Neden?
- Kendi kestiğin odunda, kendi yaptığın bir yemeği yediğin zaman her şey o kadar daha gerçek ve elle dokunulur ki. Bir de sarf ettiğim efora ve ona harcadığım mesaiye daha fazla değiyor sanki. İnsanın başarısı ya da başarısızlığı o kadar daha net bir resim ki doğada. Bence hepimizin, insanın gerçekten ait olduğu yer doğa. Çünkü şehirde her şey yalan dolan aslında. Ve belli bir şekil üzerine. Devletin bastırdığı banknotu ele geçirebilmek için uğraşıyoruz ve o kağıt parçasıyla bize ihtiyaç diye empoze edilen şeyleri alıyoruz. Kölelikten hiçbir fark yok. O yüzden şehir hayatını sevmiyorum. Boşa harcanmış, kendi içinde dönen bir format.
Siz ise Antakya’nın bir köyüne yerleşerek mi huzuru buldunuz?
- Tamam Asi dizisinin çekimleri için oradayım ama çok mutluyum. Allah’tan bir yıl daha atlarım, köpeklerim ve kedilerimle olabileceğim. Kendime dönüyorum, kendi potansiyelimi daha iyi hissediyorum. Vücudum ne yapabiliyor, aklım ne yapabiliyor, bunu görüyorum.
SOMA KÖMÜR MADENLERİ DEDEMİNDİ
Doğa düşkünlüğünüz ne zaman başladı?
- Dedemin yanına giderdik. Soma Kömür Madenleri’nde çok vakit geçirdim. Müthiş sedir ağaçları vardır.
Ne alaka?
-Dedemindi o madenler. Yarış atları vardı. Amcamın da küçük bir hayvanat bahçesi. Yabani kurtlardan turnalara kadar bir sürü hayvan. Bayılırdım oraya. Dedem ben 5 yaşındayken ölüyor, çok özel adam. Muğla milletvekiliyken Gökçeada’ya gidiyor, orada Tepeköy’de çok güzel bir kız görüyor, aşık oluyor ve kızı alıp götürüyor. Babaannemi yani. 4 çocukları oluyor, hepsini Alman Lisesi’nde okutuyorlar... Çocukluğumun bilinçaltımda en derin izler bırakan kısmı doğanın içinde geçti. O sedir ormanlarının kokusunu bile hatırlıyorum.
HEP SERSERİ KADINLARI SEÇTİM
22 yaşında evlenip 28 yaşında boşanmışsınız. Neden bu kadar erken evlendiniz?
-Rol modelim annem ve babamdı. Onlar gibi erken yaşta çocuk sahibi olmak istiyordum. Babam 24’müş ben doğduğumda ama kısmet değilmiş.
Nerede tanıştınız eski eşinizle?
-Los Angeles’ta. Çok fırtınalı, çok kavga dövüşlü bir aşktı. Zor bir ilişkiydi. Olmadı, yürümedi.
Nasıl bir adam oluyorsunuz aşk yaşarken, alttan alır mısınız mesela?
-Hem de nasıl. Ama iyi olan kaybeder ya, hen de her seferinde kaybederim. Yine de evliliğim bana çok şey öğretti. Bir insanı ne kadar sevebildiğimi, ne kadar verebildiğimi, neleri kaldırıp neleri kaldıramadığımı öğrendim. Kendimle tanıştım aslında.
Ne kadar koydu ayrılık size?
- Çok. Hemen bir köpek aldım. Evliliğimden sonra iki tane yoğun ilişki daha yaşadım. Bu son 5 sene içinde. Onlar da yıpratıcı oldu.
Niye bütün bu yıpratıcı ilişkiler sizi buluyor?
-Galiba benim seçimlerimle ilgili. Hep serseri kadınları seçiyorum. Toptan kaçık kadınları. Sanki düzgün, efendi, ayağı yere basan birileri olursa, sıkıntıdan patlarım gibi geliyor. Ama işte kaçıkları idare etmek de kolay olmuyor. Artık eskiden gösterdiğim kadar teslimiyet göstermeye hazır değilim. İlişkilerim için o kadar enerji harcamışım ki, şimdi kendime harcıyorum o enerjiyi. Dağda yaşayarak gayet huzurluyum. Ata binmeyi sevişmeye tercih ediyorum.
Babası Atilla Hünal
SA’AH NAAGAİ BİKEH HOZHO
Müthiş bir oğlunuz var, her zaman mı böyleydi?
- Kendi kendi yeten, çok geniş bir hayal dünyası olan bir çocuktu. Saatlerce odasında, hayali kahramanlarıyla bir dünya kurardı. Saatlerce vakit geçirirdi. Biraz büyüdüğü zaman kimlikler yaratmaya başladı. Bir bakıyorsun mihrace kılığında...
Peki yaramazlığı?
- Felaketti, anlatılır gibi değil! Ama bütün o serseri, bağımsız, zaptedilemez, başına buyruk kimliğinin yanı sıra, çok kitap okurdu mesela. Ve okuduklarını hazmeden bir kişiliği vardı. Türkiye’de adam olması mümkün değildi, 17 yaşında yolladık. Bizden ayrılırken ona dedim ki, "Sana öncü olacak tek bir cümle var hayatta..." Bir kağıda yazdım -Kızılderililere ikimizin de ilgisi vardı- bir Navajo atasözü: Sa’ah naagai, bikeh hozho...
Ne anlama geliyor?
- "Rüzgarın doğru ise yürü, her şeyle baş edersin, bükülmezsin" gibi bir şey. O da aynen öyle yaptı. Eğer bir çocuğu fazla paketlersen sıradan olur. Ben de istedim ki çocuklarımızın kökleri doğru olsun, ama dallarıyla istedikleri yerlere gitsinler. Onları budamayalım. Budarsak çünkü Bonzai olurlar, Allah’tan olmadılar...
Annesi Vicki Hünal
ÖNCE KOCAM SONRA OĞULLARIM
Gerçekten göründüğü kadar iyi bir aile misiniz?
- Galiba. Biz hepimiz çok iyi arkadaşız. Eşim, oğullarım ve ben. İki oğlumla da fevkalade gurur duyuyorum. Yalnız bir şey itiraf etmem gerekiyor: Oğullarım doğduğunda eşim Atilla çok kıskandı. Ve benimle bir anlaşma yaptı. Birinci planda kocam olacaktı, ikinci planda çocuklarım. Çok çok zor oldu ama kabul ettim. Akşamları 8’den sonra oğullarımı görmüyordum. Ama bu bize şöyle bir şey sağladı: Biz karı- koca hep iki sevgili gibi kaldık. Hani bazı aileler artık çocukları için yaşamaya başlar ya, sonunda da tükenir, biz hiç onlardan olmadık. Hayatımız sadece oğullarımızdan ibaret değildi.
Peki arada kalmadınız mı?
- Kalmaz mıyım? Kaldım. Ama evlilik bir yolculuk gibi, uzun bir deniz yolculuğu mesela, Atilla da benim yol arkadaşım, ben yol arkadaşımı tercih ettim. Ben ona iyi bir yol arkadaşı olmazsam çocuklar da ayvayı yerdi, ben onları kendi mutsuzluğuma sürüklerdim. Oysa böyle, evliliğimizin her anından keyif aldım, bu duygumuz çocuklara da geçti.
HANGİ KADIN GELİR BU DAĞ BAŞINA
Atlara aşıksınız...
- Hem de nasıl. 3 kedim var, 4 tane de köpeğim. Ama at başka. Çok özel bir tecrübe. Son birkaç gündür ciğerlerimi çok üşüttüm, 1800 metreye çıktım, güzel havadan gece ayazına kaldım, ciğerlerimi üşüttüm, öyle bir bakıyor ki gözümün içine, sanki "Hadi artık dinlen" diyor, her şeyi hissediyor.
Siz atları kendi başınıza mı çalıştırıyorsunuz, o 1800 metrelere yalnız mı çıkıyorsunuz?
- Çoğunlukla. Bazen de Fazıl’la gidiyoruz. Bizim setin atlarına bakan arkadaş.
Siz Antakya’da bu evi satın mı aldınız?
- Yok hayır, 11 dönüm çayır izinde 35 metrekare bir ev, bir o kadar da ahır. Aylık kirası 500 lira. Amanos dağlarının yamacında. Haftada ortalama 60-70 km yol yapıyoruz atlarla. Onlar mutlu, ben de. Televizyon yok, internet yok...
Bu dağ başında yaşarken insan istemez mi bir sevgilisi olsun...
- İster de kim gelir bu dağın başına?
Siz çok da iyi bir aşçıymışsınız öyle mi?
- Fena sayılmam. Hepsi evde başladı. Annemle babam yemek yapardı, daha doğrusu, her şey birlikte yapılırdı bizim evde. Sofrayı birlikte kurarsın, birlikte kaldırırsın. Bir de bizimkiler çok seyahat ettikleri için hep enteresan menülerle gelirlerdi, onları denerdik. Ben de yurt dışında okumaya başlar başlamaz, dışarıda yemek yemek yerine, kendim pişirmeye başladım. Üniversite hayatım boyunca da mutfaklarda çalıştım. Bulaşıkçılık yaptım, aşçılık yaptım, barmenlik yaptım. Çok da keyif aldım. Hayalim bir gün bir lokantamın olmasıydı, direkt mutfağa girecektim. Tam Zazie’yi açtık, ben yemek yapacağım derken oyunculuk kariyeri başladı. Önce Ulak filmi, sonra Asi dizisi, şimdi de Issız Adam...
AHIRI BEN YAPTIM
Türkçe’de bir kelime vardır: Feraset. Düz mantık anlamına geliyor, kelime kökenine bakarsanız, "at mantığı" demek. Atların mantığı gerçekten de düz mantıktır. Basittir. Mesela ahır mı yapacaksın, duvara çivi çakmayacaksın, hayvan kafasını çarpar, gözünü çıkarır. Sonra atların hepsi dört ayak üstüne basar, burada bir yanılgıya yer yok. Ben de bütün bildiklerimi bir araya koydum ve bir ahır yaptım. Tavan kirişleri kavak, üstü kiremit. "Tamamdır" dedim. Dedim ama benim piç atlarımdan bir tanesi, kavak olan tavan kirişlerini yemiş, tavan indi inecek başlarına. Neyse tamir ettim ama bir şey daha öğrenmiş oldum.
KADINLAR ALINMASIN AMA ATLARIN ÇOK DAHA DÜRÜST VE NET BİR YAKLAŞIMI VAR
At, temel içgüdüsü kaçmak üzerine kurulu bir havyan. Ve sürü olarak var oluyor. Dolayısıyla çevresindeki diğer canlıları sürünün bir parçası olarak kabul ediyor. İnsan, köpek ayırt etmiyor. Kadınlar alınmasın ama çok daha dürüst ve direkt bir yaklaşımı var. Gerçi bir an geliyor, "Acaba bu sürü içinde sosyal olarak daha iyi bir yere gelebilir miyim?" demeye başlıyor. Özellikle erkek atlar. "Bu Cemal iyi bir adam, bana da bakıyor ama ben şöyle bir dalayım bakalım ne oluyor, belki ipleri ben alırım elime" diyor. Deniyor.
OK- YAY-MIZRAK- KAMA HEPSİNİ BİLİYOR
Ateşli silah öncesi silahlara yoğun ilgim var. Ok, yay, mızrak, kama... Bir sürü eğitim de aldım, mesela Endonezyalıların Kali dövüş tekniğini öğrendim, Japonların kılıç çekme sanatı Iaido’yu, sonra eskrimi, Ortaçağ Avrupası’nda kullanılan tek el ve çift el kılıç tekniklerini. Bu arada bıçak, kılıç, ok, yay, mızrak, cirit, topuz koleksiyonum var. Sağdan soldan topluyorum. Deliriyorum onlara.
ATLAR İNSANIN CİĞERİNİ OKUR
Yalova Ortaburun Köyü’nde oturan 60 yaşlarında bir atçı abim var, Muammer Abi. O "At ve köpeğe yaklaşırken şapka takacaksın!" der, "Hani bebeklerin tepesi, bıngıldağı yumuşaktır, orayı korumak gerekir ya, işte at ve köpek de insanı oradan resim gibi görür. Ne düşünüyorsun, ne yapıyorsun bilir, o yüzden ona yaklaşırken şapka tak!" Ben bunu öğrendiğimden beri şapka takmıyorum çünkü benim saklayacak hiçbir şeyim yok, görsün anasını satayım.
BELLİ BİR MESAFE KOY ARANA ATLARLA DİYORLAR AMA DİNLEMİYORUM
Bu işi çok iyi bilenler "Oğlum atlarla bu ne samimiyet?" diye bana kızıyorlar, "Biraz mesafe koyman lazım, kaza- maza çıkar." Ben belli şeylerle yüzleşmeyi ve çarpışmayı göz alıyorum. Ama bir keresinde göğsümden bir parça kopardı. Çayırda serbest bırakmıştım. Otluyordu, onu toplamaya gittim, benimle oyun oynamaya karar verdi, başını kurtardı ve saldırdı. Olsun, canı sağ olsun.

Duygu Yetiş ile Röportaj


Çekimleri Bursa'da gerçekleştirilen Kış Masalı dizisinin Esmer'i o…
8 yıldır kamera karşısında olan Duygu Yetiş, Tatlı Hayat, Evli ve Çocuklu, Yağmur Zamanı, Gülpare ve Annem dizisinden sonra Kış Masalı'nda karşımıza ilk kez bir başrolle çıkıyor. Hem de onu daha önce hiç bu kadar iddialı görmediğimiz bir rolde... Görüntüsüyle her ne kadar Özgü Namal'a benzetilse de sergilediği performansla bu sezonun kadın oyuncularına fark atacak gibi görünüyor. Haliç Üniversitesi Oyunculuk Bölümü'nde hala eğitimi devam eden Duygu Yetiş, kendine özgü kimyasıyla dikkat çekiyor. 25 yaşındaki oyuncu, en son Annem dizisindeki "Gonca" karakterinin ardından Esmer rolüyle herkesi bir hayli şaşırtacağa benziyor. Biz de Kış Masalı'nın güzeller güzeli Esmer'i Duygu Yetiş'le Cumalıkızık'ta çekimleri süren dizi setinde tanışıyoruz. Güzel oyuncu, çekim aralarında fırsat buldukça ekip arkadaşlarıyla bol bol sohbet edip, gülüyor... Biz de bu keyifli zaman diliminde başlıyoruz sorularımızı sormaya...

Öncelikle hoş geldiniz. Atv ekranlarında yayınlanmaya başlanan Kış Masalı dizisinin çekimlerini Bursa'da gerçekleştiriyorsunuz. Bu diziyle ilk kez bir başrolde yer alıyorsunuz. Kısaca canlandırdığınız Esmer karakterinden başlayacak olursak...
Esmer, güzel bir köylü kızı. Ama biraz hırçın bir kız. Başına buyruk, fakat onurlu yaşıyor. Dağlarda dolaşarak topladığı otlardan ilaçlar yapıyor, okuma yazma bilmiyor. Hayattaki tek yakınları olan yengesi ve amcasıyla birlikte yaşıyor.

Bu rolü kabul etmenizdeki en büyük etken ne oldu?
Bir kere proje gerçekten çok önemli bir proje. Zaten senaryoyu okuduğunuz zaman hemen kabul ediyorsunuz. Çünkü hakikaten çok güzel bir hikaye. Önemli bir proje, usta isimler olduğu için ben de seve seve teklifi kabul ettim.
Setin kapısından içeri girip, o kostümü giyince tamamen Esmer oluyorum.

Cemal Hünal'le ilk defa bir projede yer alıyorsunuz? Onunla birlikte çalışmak nasıl?
Cemal Hünal'la biz ilk kez bu proje sayesinde tanıştık. Daha sonra da çok iyi arkadaş olduk. Aynı zamanda çok da iyi birer oyun arkadaşıyız. O yüzden çekimlerimiz çok keyifli devam ediyor.

İleride Cemal Hünal'le farklı projelerde bir araya gelmeyi düşünür müsünüz?
Onu şimdiden bilemeyiz ama burada Kış Masalı dizisinde ikimiz birlikte başrolü paylaştığımız için sinemada aynı şey tercih edilmeyecektir diye düşünüyorum.

Yeni dönemde dizilerde çok sayıda genç oyuncu yer alıyor. Aralarında beğendiğiniz oyuncular var mı?
Tabii ki var. Ama sonuç olarak şöyle de bir gerçek var. Aslında dışarıdan bakıldığı zaman herkes birbirine rakip, ama içten bakıldığında öyle bir durum yok. O rakiplik durumunu ben kendi adıma yaratmıyorum. Çünkü benim için önemli olan şey, kim olursa olsun, bu işi ciddiye aldığı sürece benim için önemli ve değerlidir. Bu işin okulunu okuyup ya da bu işin eğitimini alıp bu işe emek sarf ettiği sürece, o kişi benim için her zaman değerlidir.

Şimdiye kadar birçok usta oyuncuyla çalışma fırsatı buldunuz. Özellikle çalışmak istediğiniz isimler var mı?
Özellikle ben şununla çalışmak istiyorum, bununla çalışmak istiyorum diye bir isteğim yok. İnsanları tanımadan bir şey diyemezsiniz. Bir oyuncuyu tanıdığınızda, aynı işe başladığınızda o kişiyle güzel anlaşmak bence çok daha önemli. Hiç daha önce böyle bir şey düşünmedim. Keşke o olsaydı ya da onunla çalışsaydım diye...

Oyunculuğunu beğendiğiniz isimler illa ki vardır tabii…
Evet, tabii ki var, ama onların adını zikretmek istemiyorum. Birisinin ismini söylediğiniz zaman birçok kişiye ayıp olur. O yüzden isim vermek istemiyorum...
"İZLEYİCİMİZ AŞK GÖRMEK İSTİYOR"
Türkiye'de yapılan dizileri nasıl buluyorsunuz? Mesela biz yurtdışına oranla çok fazla fantastik diziler yapmıyoruz. Bu tarz diziler yapılsa bizde bu kadar izlenmez mi sizce?

Hayır, bizde izlenmez diye bir şey yok. Bizim izleyici kitlemiz aşk görmek istiyor ya da başka şeyler görmek istiyor. Genellikle de aşk hikayelerini seviyorlar ve onları izliyorlar. Ama Amerika'daki izleyici kitlesi daha farklı şeyleri görmek ve onları izlemek istiyor. Yani bunlar izleyici kitlesine bakılarak yapılabiliyor. İşte o yüzden de Amerika'yla falan kıyaslamamak gerekiyor. Bizde de çok ileri teknolojiler var. Eee bunları da herkes elinden geldiğince kullanıyor zaten. Aşk gibi konular bize daha uygun. Bizim daha çok kültürümüzün içerisinde olan şeyler... Bizim kültürümüzde de daha fantastiğe uygun bir sürü hikayeler olabilir, ama onları uygulamak yerine izleyici kitlesinin ne istediğini görmek lazım biraz da!

Çekimler nedeniyle geldiğiniz Bursa'da gezme fırsatı bulabildiniz mi?
Bursa'da bayağı bir gezme fırsatı bulabildim. Mudanya tarafını çok seviyorum. Özellikle Trilye'yi çok beğeniyorum. O taraflar bir hayli güzel. Deniz görmek çok zevkli bir şey. Yeşillik anlamında Bursa çok güzel bir şehir. Bir de ben zaten yıllardır Bursa'ya gidip geldiğim için buraları çok iyi biliyorum.

Cemal Hünal İle Röportaj


“Kadınların ilgisinden haberim yok, zaten bir ilişkim var, gözüm dışarıda değil ki,” diyen Hünal basının onları sürekli ‘evlendirmesinden’ bıkmış durumda.

“Evlilikten değil çocuk yapmaktan bahsediyoruz biz, ama sevdiğim kadını zor durumda bırakmak da beni huzursuz ediyor…”


- Baştan başlayalım; nasıl bir aile ve annebaba sizinki?
- Süper bir anne baba!

- Neden süper?
- Çok vericiydiler bir kere… Onların benden en çok istediği şey iyi bir dünya görüşümün olması ve dürüst olmamdı. Başka hiçbir beklentileri olmadı benden. Üstelik çok yaramaz ve kötü bir çocuktum her zaman. Veli toplantılarından hep ağlayarak dönerdi annem.

- Ne iş yapıyorlardı?
- Babam zamanında tekstille uğraşırdı. Çin’den ham ipek, vs ilk o getirmişti. Annem iç mimar. Sevgi dolu bir aile ortamında büyüdüm; çok saygılı, hep anlayışın olduğu, kimsenin kimseyi kıskanmadığı, küs kalmadığı…

- Otomatik olarak hayata iyi bir başlangıç yaptınız yani!
- Evet, çok iyi bir avantaj öyle bir yerden başlamak. İnsanın kendinden ve çevresinden emin olabildiği bir ortamda büyümek süper. Yapmak istediklerime her zaman destek oldular.

- İstediğiniz neydi peki?
- Çocukken ya zoolog olmak istiyordum ya oyuncu! Şimdi oyunculuk yapıyorum ve bir hayvanat bahçesinde çalışıyorum (gülüyor). Bu gerçekten büyük bir nimet!

- Peki anne-baba birbirine çok mu âşıktı?
- Evet! Hâlâ evde büyük bir aşk var, aradan 40 yıl geçmesine rağmen…

- Nasıl sağlanıyor, korunuyor sizce bu?
- Sevgi, sadakat ve çok büyük cesaretle.

- Cesaret derken neyi kastediyorsunuz?
- İnsanlar hayatlarında gerek dostları, gerek sevgilileri olsun, her ilişkilerinde çukurlara düşüyorlar sık sık. Hayal kırıklığına uğradıkları zaman genellikle aynı yerlere basmak istemiyorlar tekrar. Sanırım cesaret orada devreye giriyor işte; ilişkiyi sürdürebilmekte, devamını getirebilmekte, sevdiğinle ilerisini göremediğin bir yere gidebilmekte…

- Bildiğim kadarıyla anneniz Musevi. Bu yüzden mi cesaretten bahsettiniz?

- Evet.

- Hiç zorluk yaşandı mı bu anlamda?
- Ben şahsen yaşamadım ama onların çok zorluklar yaşadıklarını biliyorum. Benim babamın ailesi Rum Arnavut. Evlenmeden önce anneler babalar zaten ahbap, fakat evliliğe tabii ki karşılar. Annem babamla çıkmaya başladığı zaman, babası iki sene masaya oturtmamış onu mesela, beraber yemek yememişler. Ama ben işin bu kısmına hiç şahit olmadım. Yaşadıkları maddi manevi zorlukları bize yansıtmadılar. En azından büyürken hiç böyle hikayeler duymadım…

- Annenin ya da babanın kültürü, dini… Hangisi ilginizi çekti daha çok?
- İki kültürle de büyüdüm ben. Çünkü babamın da annemin de çok farklı konularda kütüphaneleri vardı. Dışarıda koşturamayan bir çocuk olarak evde kitaplarla çok fazla vakit geçiriyordum zaten….

- Neden koşturamıyordunuz?
- Ben astımlı büyüdüm. Dışarıda çocuklarla oynayamazdım. İki metre koşsam beni oksijen odasına kaldırıyorlardı hemen…

- Doğaya düşkün biri için ne şanssızlık!
- Soma’daki kömür madenleri devlet el koyana kadar dedeme aitti; madenci Cemal Hünal… Çocukluğumun çok ciddi bir kısmı madenlerde geçmiştir.

- O yüzden mi astım başladı?
- Yo hayır, ben yerin altına inmiyordum. (kahkahalar) Doğada bir çiftlik ortamında atlar, köpekler, ördekler, yaban hayvanlarıyla büyüdüm. Doğa sevgim o günlerden kalmadır.

- Kaç yaşına dek sürdü astımınız?
- Yatılı okula gidene kadar hiç spor yapamadım. Zaten o zamana kadar çok antisosyal bir yapı geliştirmiştim. Okuldaki arkadaşlarımdan çok azıyla gerçekten samimiyetim vardı. Tek başına da çok başarılı bir anarşisttim ama! Sınıfta kapının kilitlerini kilitlerdim falan…

- Yalnız olmanın acısını böyle mi çıkarıyordunuz acaba?
- Sanırım benim için her şey deneylerden ibaretti. İlkokula girdiğim ilk günü hatırlıyorum… Annem gitmişti, ben koridorda tek başıma duruyordum, insanları inceliyordum ve koridordan koşarak gelen, hiç tanımadığım bir çocuğa çelme taktım.

- İğrençmişsiniz!
- Evet. Fizik deneyi işte.

- Pardon ama neyi denediniz?
- Ne olacak diye baktım! Takla attı, kafasını kalorifere çarptı. Çok berbat bir çocuktum gerçekten, çok fazla yaramazdım. Pek bir şey de değişmedi aslında… Asi dizisinde birlikte çalıştığımız arkadaşlarıma da çok sorun çıkardım, onları bir odaya kilitlemişliğim bile vardır.

- Berbat bir çocuk olarak okul hayatı peki?
- Saint Benoit’da okuyordum, sonra annemler beni İskoçya’da yatılı okumaya gönderdiler liseyi bitirmek üzere.

- ‘Biraz kendine gel çocuğum’ diye mi?
- Okuldan pek hoşlanmıyordum, sınıfta kalmak üzereydim, babam da bunun farkındaydı. İki sene İskoçya’da okudum, herhalde hayatımın en eğlenceli zamanlarıydı. Ama okuldan atıldım!

- Bu sefer ne yaptınız?
- Ne yapmadım ki! Üst üste birikmişti her şey.

SENARYOYU 20 DAKİKADA BİTİRDİM
- Kış Masalı’ndaki Ali Murat karakteri nasıl biri? Issız Adam’ı hatırlattı bana…
- Alakası yok! Kış Masalı’ndaki adam bir sevda arayışı içinde, hayatında bunun eksikliğini duyuyor. Evlenmiş, çocuk sahibi olmuş, bir erkek çocuk sahibi olamamış ve anne-gelin husumetinden, kendi hayatındaki boşluktan sıkılmış. Ve bir anda âşık oluyor. Hayatındaki bütün arzularını, isteklerini, bütün yoğunluğunu oraya odaklıyor. Çok farklı yani.

- Senaryoyu okurken sizi tavlayan nokta neydi?
- Bugüne kadar oynadığım karakterlerden çok farklı olması. Daha sert yapıda, daha geleneksel bir ailede yetiştirilmiş bir bey karakteri. Kendi ağırlığının ezdiği bir adam. Tabii ki Mahinur Ergun’un senaryoyu yazıyor olması ve benim hayatımda ilk defa bir dizi senaryosunu 20 dakikada falan bitirmiş olmam… Gül Oğuz’un çekiyor olması, bunlar çok ciddi etkenlerdi.

PİZZA DA HAVUÇLU KEK DE YAPAMIYORUM
Yemek merakım aileden… Nişantaşı’nda açtığımız Zazie aslında bir aile restoranı. Annemin babamın mönüye koyduğu çok iyi yemekler oluyor ama asıl, sevgili ortağım Aktuğ İtalya’ya gidip, dünyanın en iyi pizza okullarından birinde ciddi emek sarf etti. İstanbul’daki en iyi pizzayı biz yapıyoruz artık. Ben yapamıyorum. Pizzanın hamuru nasıl yapılır, nasıl açılır benim bir bilgim yok. Ayrıca havuçlu kek yapmayı da bilmiyorum! (kahkahalar).

FOTOĞRAF ÇEKTİRMEYİNCE KIRILIYORLAR!
- Popüler olan bir erkek otomatikman en seksi, en yakışıklı, en ilah da ilan ediliyor! Durum sizin için de geçerli…
- (gülüyor) Bilmiyorum, böyle bir farkındalığım yok bir kere. Olsaydı, daha huzursuz bir hayat sürdürüyor olabilirdim.

- Huzurlu musunuz şimdi?
- Evet, çok. Boş vakitlerimin çoğunu burada geçiriyorum zaten. Bütün insanlara da bunu tavsiye ediyorum. Ait olduğumuz yer toprak… Betona basmak ve doğadan uzak yaşamak insanları geriyor.

- Doğanın içinde, atlarla haşır neşir yaşıyor, gitar çalıyor, kendinize özel bir dünya yaratıyorsunuz. Söylesenize siz romantik bir adam mısınız?
- Evet, sanırım öyleyim. Hayatı seven bir insanım; hayattaki güzellikleri seven, hayatın gerçekleriyle yaşamayı bilen, Rabbine minnetle dolu bir insanım.

- Kendinizden bu kadar memnun musunuz gerçekten, mutlu musunuz?
- Bu konuda çok şanslıyım, kendimle ilgili mesai yapacak çok vaktim oldu. Sanırım beni kendimle barışık tutan şey de o. Çünkü insanlar istemedikleri şeyleri yaptıkları zaman ya da yapmak zorunda kaldıkları zaman mutsuz oluyorlar.

- Bir taraftan kendi dünyanın içinde kalmayı istemek, diğer taraftan şöhretle yaşamak. İkisi tezat değil mi?
- Alışveriş merkezine falan gitmeye kalktığımda çok zorluyor bu beni. Çok fazla resim çektirmek istiyor insanlar. ‘Hayır’ deyince de çok kırıldıklarını öğrendim! (gülüyor)

- Ukala ve kötü insan oluyorsunuz…
- Aynen. Fakat ardı arkası kesilmiyor bu sefer de… Benim için en büyük handikapı, aslında tek handikapı, sokakta yürürken görünmezliğimi kaybetmiş olmak. Beni huzursuz eden tek şey o. Ama yaptığım işi çok seviyorum. Yaptığım işin beğenilmesi, seyirci tarafından sevilmesi, halk tarafından sevilmesi… Çok büyük artılarını da yaşıyorum gittiğim her yerde.

- ‘Bu işin bedeli buysa, o bedeli de öderim’ diyorsunuz sanırım?
- Olsun o kadar tabii. Şımarıklık olur şikâyet etmek.

İLİŞKİM VAR, GÖZÜM DIŞARIDA DEĞİL
- Kadınların ilgisi nasıl?
- Bilemeyeceğim, o kadar ortalarda gezmiyorum. (Etrafına bakıyor) Pek kadın olmuyor buralarda… (gülüyor)

- Bu popüler olma halinden memnun musunuz, tadını çıkarıyor musunuz, doğruyu söyleyin!
- Issız Adam’dan önce bir ilişkim vardı, sağlıklı bir şekilde de devam ediyor. (Keman sanatçısı Lale Cangal’la birlikte) Yani gözüm dışarıda değil ki.

- Büyük bir aşk mı sizinki?
- Tabii ki öyle.

- Evlilik meselesini sürekli soruyorlar size…
- Bir şey sormuyorlar, sadece yazıyorlar! Zaten o kadar cılkını çıkardılar ki bu konunun. ‘Evlenecek’ diye yazmaları, arkasından ‘Ayrıldılar’ diye haber yapmaları… Ayakta alkışlıyorum bunları yazanları ama ayağa kalkmayacağım!

- O yüzden sizi bulmuşken aslını astarını sormam lazım; zorla da olsa evlendirecek miyiz sizi!
- Valla biz evlilikten bahsetmiyoruz ama çocuk yapmaktan bahsediyoruz. Sadece sevdiğim kadını düşünüyorum, ister istemez onu zor bir pozisyonda bırakmış oluyorum. Bu beni huzursuz ediyor bir tek.

- Erken yaşta bir evlilik yapmışsınız, doğru mu?
- Evet, aslında erken yaşta çocuk sahibi olmak istedim. Ben iyi bir baba olacağımı düşünüyorum, çocuklarıma çok şey verebileceğimi düşünüyorum. Hayatta kendi başıma tamamlayamayacağım çok şey var. Bunun için doğru insanla beraber olabilmek çok önemli, tamamlıyor insanı, yükseltiyor, yüceltiyor.

ATIN YERİNİ TUTABİLECEK BAŞKA ŞEY YOK
- Doğanın içinde, çiftlikte falan yaşadığınız bir şehir efsanesi mi?
- Evet! Normal bir apartman dairesinde yaşıyorum, sık sık da buraya kaçıyorum.

- Kaç tane atınız var?

- İki.

- At binme merakı nereden başladı?
- Bundan altı sene önce, bir abim beni Yalova’ya götürdü, orada bir köyde baktığı kendi atları vardı. Apaçi adında deli bir atla tanıştım, alacalı, iki gözü masmavi… Onu bana verdiler, iki sene boyunca hiç aksatmadan haftanın üç-dört günü ortadan kaybolarak at bindim. Herkesi, annemi babamı deli ederek, oduncularla ormana çıkıp odun kesip atlara yükleyerek, eğerli eğersiz binip, düşüp, ağaçta kalıp falan, bir şekilde bağlandım ona.

- Hayatınızı bu kadar dolduran başka hiçbir şey yok mu?
- Atın yerini tutabilecek hiçbir şey yok hayatta, doğayla bütünleşmek açısından. Yaşam alanınızı çok genişletiyor.

- Şimdi Kış Masalı’nı çekiyorsunuz. Allah’tan at binen bir beyi oynuyorsunuz!
- Tabii canım, her set günü, çalıştığımız at orada. Çok güzel, çok beyefendi bir at.

- Peki kendi doğanıza uygun roller mi isteyeceksiniz hep?
- Mümkün olduğu kadar farklı şeyler yapmak daha enteresan. Ama uzun dönem çalışacağım bir işte, işin içinde at olması, Bursa gibi bir doğada çalışmak da nimet.

- Bu sette uslu musunuz bari?
- Usluyum, ayağımı denk alıyorum çünkü Gül Oğuz’un setindeyiz! (gülüyor) Ayrıca hem bir atım var hem de başrol sorumluluğu söz konusu. Çalışma temposu yüksek. Ben boş kaldığımda fenalaşıyorum, canım sıkılıyor. Hiç gelemediğim bir şeydir can sıkıntısı. Şu anda benim hayatımı idare etme şeklim, bir çocuktan farklı değil… Çocuklar nasıl oyuncaklarıyla saatlerce oturup oynayabiliyorsa, ben de öyleyim.

KENDİMİ AT ÜSTÜNDE KOSTÜMLÜ İZLEDİĞİM AN ‘İŞTE HAYALLERİM GERÇEKLEŞTİ’ DEDİM
- Oyunculuk hangi ara giriyor hayatınıza?
- Oyuncu olmak her zaman gönlümde vardı ama babamla da konuştuktan sonra net kararım önce akademik kariyer yapmaktı. Çünkü hayatta öğrendiğiniz her şeyi oyunculuk kovasına doldurabiliyorsunuz ama oyunculuk kovasına doldurulan şeyi başka yere aktaramıyorsunuz. O yüzden Londra’da sanat tasarımı okudum, mimariye yönelmeyi düşünüyordum. Ta ki Alinur Velidedeoğlu’yla tanışana kadar…

- Ne alaka?
- Londra’da, bir tanıdık vasıtasıyla asistanlık yaptım yanında. Gittiği her yere beni de götürürdü. Bir yapımın bütün aşamalarına teker teker şahit olmamı sağladı. İnanılmaz cömertti bir de… Ben öğrenciliğim boyunca çalıştığım hiçbir işten; aşçılıktan, barmenlikten bu kadar para kazanmadım! Baktım ki, benim hiperaktif yapıma son derece de uygun bir iş bu; Türkiye’ye döndüğümde Plato Film’de çalışmaya başladım hemen…

- Orada bayağı sürünmüşsünüz, doğru mu?
- Tercih meselesi! Çok keyif aldığım bir ortamdı, her sete yetişmek istiyordum, eve gitmiyor, setten sete gidiyordum, getir götür bile yapıyordum. Sonra sinema okumaya karar verdim. Los Angeles’a gittim, UCLA’da sinema ve televizyon eğitimi aldım. İlk altı aydan sonra baktım ki adamlar sinema sektörü için muhasebeci yetiştiriyorlar, bir devlet okuluna geçtim. Beş sene sonra oradan da attılar beni, Londra’da bir film okuluna gittim.

- Aradığınızı buldunuz mu bari?
- Evet, o müthiş bir okuldu. Senaryonu yazıyordun, filmini çekiyordun, başka bir filmin sanat yönetmenliğini yapıyordun, öbür filmin görüntü yönetmenliğini yapıyordun. Süperdi.

- Türkiye’ye ne yapacağınızı bilerek ve kararlı bir şekilde mi döndünüz bari?
- Hayır, hiçbir fikrim yoktu açıkçası! Çünkü bir sektörde çalışabilmek için o sektörün içinde bulunmak, çalışanları tanımak gerekli. Ben 26-27 yaşına gelmiştim ve hiç kimseyi tanımıyordum! Tekrar prodüksiyon asistanlığına da dönmek istemiyordum. Kardeşim animasyon okumuştu, beraber bir çizgi film şirketi kurduk.

- Çocuk ruhunuza uygun olarak!
- Hayır kardeşimin mesleğine uygun olarak! E benim de senaryo yazma merakım ve yatkınlığım vardı. Zaten diksiyonum şu andakinden berbattı. (gülüyor) Yani oyunculuk yapmaya pek ihtimal vermiyordum.

- Ama birden bire Çağan Irmak sizi keşfetti!
- Evet. Bir-iki ajansa yazılmıştım o zamanlar… Şu andaki menajerim Yasemin vasıtasıyla Ali Poyrazoğlu ile tanıştım; Aile Bağları’nı çekiyordu, orada birkaç bölüm oynadım, çok şey öğrendim. Bu arada Yasemin’in bulduğu her işten kaçıyorum. Bir gün aradı ‘Bir iş var ama para almayacaksın’ dedi. ‘Ne yapacağım?’ diye sordum. ‘At bineceksin!’ dedi. Hemen kabul ettim. (gülüyor) Gittim, Ulak’ın teaser’ını çekiyorlar; bir kostüm giydirdiler, ata bindirdiler. Hayatımda en çok istediğim şeyi yaptım. 35 mm film ve ben at üstünde, kostümlüyüm! Fragmanı sinemada gördüğüm an, ‘Hayallerim gerçekleşti, bu bana yeter, başka hiçbir şey istemiyorum, şükür rabbime,’ dedim.

- Ya rastlamasaydınız Çağan Irmak’a?
- Hâlâ çizgi film için koşturup metin yazarlığı yapıyor olurdum herhalde. Bir kapı açılmadan oyunculuğa yönleneceğimi hiç düşünmüyordum.

- Oyuncu olmanızı sağlayan kader mi?
- Bunu Çağan’a borçluyum, bir de atlara! Bir de annemle babamın bana sağladığı eğitime. (Sabah)

17 Ekim 2009 Cumartesi

Cemal Hünal Resimleri


Duygu Yetiş Resimleri













Fırat Çelik Resimleri





Google'da uzun bi arama yapmama rağmen yalnızca iki resmini bulabildim Fırat Çelik'in ama eminim yakın zamanda resimleri heryerde karşımıza çıkacak genç oyuncunun.
Kendisini ilk defa kış masalında gördüm bende..
Resimlerini denk geldiğimde buraya hemen ekleyip paylaşıcam şimdilik bu kadar ;)

Fırat Çelik Kimdir?


Fırat Çelik, Almanya’da doğmuş, Tuncelili bir ailenin çocuğu. Çok küçükken ailesi Paris’e göçmüş, kendini hatırladığından beri orada yaşıyor... Oyunculuktan önce, inşaat işçiliğinden barmenliğe ve modelliğe, birbiriyle ilgisiz bir sürü mesleğe dalıp çıkmış.

Sonra çevresindekilerin desteğiyle oyunculuğu denemiş. Drama dersleri almış ama pek sevmemiş önce. O zamanlarla ilgili olarak, “Kendimi, hayatı tanımıyordum... Bunları bilmeyen herhangi birine oyunculuk hiçbir şey ifade etmez” diyor.

Tam bu sırada, “hayatımın dönüm noktası” dediği bir dönemin içine girmiş, çünkü yönetmen Thierry Harcourt’la yolları kesişmiş. Harcourt, Fırat’ın yeteneğine inanmış ve onu yetiştirmeye karar vermiş. Adamımız, kendini keşfedip de içinden başka adamlar çıkarmaya başlayınca oyunculuğa aşık olmuş.
Sonrası çorap söküğü gibi...

İlk oyunu, sahnelendiğinde Fransa’da büyük ses getiren Otomatik Portakal. Birkaç oyunda daha yer aldıktan sonra, Fransa’da tanınan bir yüz olmasını sağlayan dizi “Familie d’accueil”in ekibine girmiş. Toyota Avensis’in reklam filmlerinde oynamış.

İlk sinema deneyimi ve hatta şu anda burada olmasının sebebi, ıFF’de de gösterilen, Philip Lioret’nin filmi Welcome.
Festival esnasında Türkiye’de bulunan Fırat, filmdeki performansını izleyen yapımcılardan teklifler almaya başlamış.
Hayatında yeni bir döneme girdiğini hissedince, geçici olarak Türkiye’ye dönmüş. Bu defa da yönetmen Gül Oğuz’la kesişmiş yolları. Oğuz, ilk bakışta “Masum” budur”demiş...

Cemal Hünal Kimdir?


Cemal Hünal Biyografisi..
Doğum Yeri : İstanbul
Doğum Tarihi : 02 Ekim 1976
Cemal Hünal'ı bir çoğumuz Issız Adam'daki rolüyle tanıyoruz. Issız Adam dizisinde büyük bir oyunculuk başarısı sergilemişti. Oldukça iyi bir oyuncu. Cemal Hünal, Issız adam dizisinde olduğu gibi, Kış Masalı dizisindede Romantik adam rolünü oynuyor. Ali Murat yani Cemal Hünal, 02 Ekim 1976'da doğmuştur. Gençliğini oldukça renkli bir şekilde geçirmiştir. Lise eğitimini iskoçyada tamamlanmıştır. Tabi lise 2ye geçtikten sonra İskoçyada bulunan Gordounstoun gitmek zorunda kalmıştır. Daha sonra Londonda bir üniversiteye gitmiştir. London Guildhall University'ne gitmiştir. O üniversitede Sanat ve Tasarım bölümünün hazırlık diplomasını almıştır. Daha sonra Londrada hayatını sürdürmeye devam etmiştir. Üniversite eğitimini bitirdikten bir süre sonra yine yaşadığı yer Londrada reklam çekimlerinde, set ve yönetmen asistanlığı yapmıştır. En sonunda London Film School'a gitmiştir. Daha sonra eğitimini tamamlamıştır ve Türkiyeye dönmüştür.

Cemal Hünal'in Oynadığı Filmler:
Asi : 2007 Kerim
Ulak : 2007 Ulak İbrahim
Issız Adam: Alper
Şimdi ise;
Kış Masalı: Ali Murat Elbeyli

Duygu Yetiş Kimdir?



1984 yılında doğan Duygu Yetiş, ilk kez 2002 yılında “Tatlı Hayat” dizisi ile kamera önüne geçti. Daha sonra “Evli ve Çocuklu” dizisinde rol alan oyuncu dizide evin şımarık ve sorumsuz kızını canlandırdı. “Yağmur Zamanı” dizinde yetimhane de büyüyen Merve karakterine hayat veren, Duygu Yetiş, 2006 yılında malesef uzun soluklu olamayan “Gülpare” dizisinde rol aldı.

Duygu Yetiş‘in asıl çıkışı 2007 yılında Kanal D‘de yayınlanmaya başlayan “Annem” dizisi ile oldu. Dizide canlandırdığı Gonca karakteri onun geniş çevrelerce tanınmasını sağladı. Hata dizi de oynadığı karekterin Lisede okurken hamile kalması medyada çok tartışıldı.

2009 yılında yeni sezonda Atv‘de yayınlanacak olan “Kış Masalı” dizisinde Dağlı Güzeli Esmer’i canlandıracak olan Duygu Yetiş‘e, Cemal Hünal ve Fırat Çelik eşlik edecek

13 Ekim 2009 Salı

Kış Masalı 4. Bölüm Tek Parça İzle



Kış Masalı 4. Bölüm Özeti

Esmer, güzeller güzeli genç bir kızdır. Her gün saatlerce dolaştığı dağlardan toplayıp, ilaç yaptığı otlar gibi yabanidir. Okuma yazma bilmeyen Esmer, resimlerine bakmaktan eskittiği masal kitabını kolunun altına alıp, dağlarda gezer. Kuşlarla, böceklerle, ağaçlarla, çiçeklerle kendini bulur. Hayattaki tek yakını olan amcası ve yengesiyle beraber, köydeki küçük evlerinde yaşayan Esmer başına buyruk, onurlu bir kızdır.

Elbeyliler ve Kulovalılar yörenin en köklü iki ailesidir. Yöreyi güçleriyle neredeyse ikiye bölmüş olan bu güçlü aileler arasında sürmekte olan rekabetin kökleri geçmişe dayanmaktadır.

Esmer, her zamanki gibi dağlarda dolaştığı bir gün, yerde yatan bir adam görür. Kendisini ısıran yılanın acısıyla kıvranan bu adam Elbeyli’lerin büyük oğlu Ali Murattır. Esmer, yanından ayırmadığı bıçağıyla adamın yarasını keser, içindeki zehiri akıtarak Ali Murat’ı ölümden kurtarır ve doğanın eşsiz güzelliği içinde kaybolur. Esmer ve Ali Murat ilk gördükleri anda birbirlerine vurulmuşlardır.

Ali Murat artık Esmer’den başka bir şey düşünememekte, Esmer ise masal kitabındaki beyaz atlı prensini bulduğuna inanmaktadır. Ali Murat hayatını kurtarıp, ortadan kaybolan bu hayal gibi kızın peşine düşer.

Ali Murat günler sonra yine dağlarda gezen Esmer’i bulur. Ali Murat’ın tutkusu ve güzel sözleri karşısında çaresiz teslim olan Esmer, artık Ali Murat’ın olmuştur. Beraber geçirdikleri gecenin sabahında Esmer’i acı bir gerçek beklemektedir. Ali Murat evlidir.

Bu imkansız aşkla başlayan hikayemiz, Esmer’in bir süre sonra Kulovaların evine sığınmak zorunda kalmasıyla sürer. Kulovalar’ın yurtdışında eğitim görmüş, aykırı torunu

Masum da Esmer’e vurulunca, hayat Esmer için daha da güç hale gelecektir. Bir yandan tutkuyla bağlandığı Ali Murat, bir yandan onu huzurla seven Masum. Esmer artık hayatın masallarda anlatıldığı gibi olmadığını öğrenmiştir. Esmer, hayat karşısında değişmek zorundadır. Bu iki güçlü aile ortasında güçlü bir kadın olacaktır.

Kış Masalı 3. Bölüm İzle

1. Kısım



2. Kısım



Kış Masalı 3. Bölüm Özeti

Ali Murat bir gün gelip kızı alacağını söylemişti söylemesine de bu işin içinden nasıl çıkacağını kendi de bilmiyordu. Bir yanda serçeler gibi cama konup kendisini bekleyen kızları ve kadınca bir sezgi ile Ali Murat’ın bağrını yakan aşk ateşini fark edip ana evine dönen karısı Hediye, öte yanda da saçlarının kokusu bir türlü burnundan gitmeyen, taşlaşmış yüreğinde fırtınalar koparan dik bakışlı Esmer’i.

Ali Murat aklı firarda, kalbi bir isyankara rehin halde onca çözümsüz soruyla baş başa rüzgara doğru at sürüp cevaplar aradı. Bu kördüğümü kim çözecekti?

Öte yandan Hediye, elinden kayıp giden Ali Murat’ı ve evliliğini çaresizce izleyip, bu sancılı yazgının değiştirmesi için sadece dua etmekle mi yetinecekti?

Kış Masalı 2. Bölümü Kesintisiz Tek Parça İzle



Kış Masalı 2.Bölüm Özeti
Esmer, evli olduğunu anladıktan sonra, aşklarına sebep olan yılana inat, daha evvel iyileştirdiği yaraya bıçağını sokup, keder içinde bırakıp gider Ali Murat'ı.

Artık hayatının asla eskisi gibi olmayacağını bilen Ali Murat ise kollarında gençliğini yeniden bulduğu bu dağ çiçeğini her yerde aramaktadır. Aşkı ilk kez Esmer le tadan Ali Murat'a bundan böyle evi dar, Esmer'in gönlüne kilitlidir.

Öte yandan dağlarda rastladığı yabani güzeli bir türlü aklından çıkaramayan Masum, babasının korkunç kumar tutkusu ile uğraşmaktadır. Kendi yöntemleriyle ailesini bu dertten kurtarmaya çalışırken alacağı kararın, onu yavaş yavaş Esmer'e götüreceğinden habersizdir.

Kocasının günbegün kendinden uzaklaştığını çaresizlik içinde izleyen Hediye için evliliğini kurtarmanın tek yolu bir erkek evlat sahibi olmaktır. Kocasını kendinden ve yuvasından koparmakta olanın ne olduğunu bulmaya çalışan Hediye, kayınvalidesinin suçlamalarıyla mücadele ederken kızlarını da tüm bu olanlardan korumak zorundadır.

Yengesi, kendinden saklanan sırrın peşinde, Esmer i bir an evvel evlendirmeye ve kendince namuslarını temizlemeye uğraşırken, yüreğinden atmaya çalıştığı sevdasıyla kavrulan Esmer, aşkından ve Ali Murat'tan kaçmaktadır.

Kaldırılması güç bu ağır yükler altında ezilen, aynı adama sevdalı iki kadının yolu önüne geçilmez bir biçimde kesişir. Esmer'in dünyası Ali Murat'ın karısı Hediye yi karşısında görünce bir kez daha yıkılır.

Çığ yuvarlanmaya başlamıştır artık, kimse önünde duramayacaktır.

Kış Masalı 1. Bölümü Kesintisiz Tek Parça İzle



KIŞ MASALI
1.Bölüm
8 Eylül Salı

Esmer, güzeller güzeli genç bir kızdır. Her gün saatlerce dolaştığı dağlardan toplayıp, ilaç yaptığı otlar gibi yabanidir. Okuma yazma bilmeyen Esmer, resimlerine bakmaktan eskittiği masal kitabını kolunun altına alıp, dağlarda gezer. Kuşlarla, böceklerle, ağaçlarla, çiçeklerle kendini bulur. Hayattaki tek yakını olan amcası ve yengesiyle beraber, köydeki küçük evlerinde yaşayan Esmer başına buyruk, onurlu bir kızdır.

Elbeyliler ve Kulovalılar yörenin en köklü iki ailesidir. Yöreyi güçleriyle neredeyse ikiye bölmüş olan bu güçlü aileler arasında sürmekte olan rekabetin kökleri geçmişe dayanmaktadır.

Esmer, her zamanki gibi dağlarda dolaştığı bir gün, yerde yatan bir adam görür. Kendisini ısıran yılanın acısıyla kıvranan bu adam Elbeyli�lerin büyük oğlu Ali Murattır. Esmer, yanından ayırmadığı bıçağıyla adamın yarasını keser, içindeki zehiri akıtarak Ali Murat�ı ölümden kurtarır ve doğanın eşsiz güzelliği içinde kaybolur. Esmer ve Ali Murat ilk gördükleri anda birbirlerine vurulmuşlardır.

Ali Murat artık Esmer'den başka bir şey düşünememekte, Esmer ise masal kitabındaki beyaz atlı prensini bulduğuna inanmaktadır. Ali Murat hayatını kurtarıp, ortadan kaybolan bu hayal gibi kızın peşine düşer.

Ali Murat günler sonra yine dağlarda gezen Esmer'i bulur. Ali Murat'ın tutkusu ve güzel sözleri karşısında çaresiz teslim olan Esmer, artık Ali Murat ın olmuştur. Beraber geçirdikleri gecenin sabahında Esmer i acı bir gerçek beklemektedir. Ali Murat evlidir.

Bu imkansız aşkla başlayan hikayemiz, Esmer'in bir süre sonra Kulovaların evine sığınmak zorunda kalmasıyla sürer. Kulovalar ın yurtdışında eğitim görmüş, aykırı torunu

Masum da Esmer'e vurulunca, hayat Esmer için daha da güç hale gelecektir. Bir yandan tutkuyla bağlandığı Ali Murat, bir yandan onu huzurla seven Masum. Esmer artık hayatın masallarda anlatıldığı gibi olmadığını öğrenmiştir. Esmer, hayat karşısında değişmek zorundadır. Bu iki güçlü aile ortasında güçlü bir kadın olacaktır.